|
23 Şubat 2012 Perşembe
Sason İsyanları Hakkında Bilinmesi gerekenlerO dönemde Sason ilçe merkezine yeni bir kaymakam vekili tayin edilmiş. Yeni kaymakam vekili hırslı bir kişi, üste yaranmak ve kaymakamlığa asil olarak yerleşmek istiyor. Eski bir subay olduğu söylenen kaymakam vekili yanına Jandarma Yüzbaşısı, Tayyare Cemiyeti Reisi, Müftü, Posta Müdürü ve diğer kurum amirlerini alarak ilçedeki karakollardan bir bölük oluşturuyor.
Böylece halktan düzenli olarak toplanamayan vergiyi toplayacaklarmış ve yukarının gözüne gireceklermiş. Kaymakam vekili planı uygulamak için Mereto Dağı’nın eteklerindeki dağ köylerine yürüyor. İlk yöneliş Asi Köyü’ne… Köyde sözü geçen bir adam; Selim’ê Sorik’in evine yönelir gelen birlik. Selim, sert karakterli bir adam. Birlik istediğini ondan ve Asililerden alamaz. Ama kararlıdırlar, boş dönmeye de pek niyetleri yoktur kaymakam vekilinin ve beraberindeki birliğin. İkinci durağı Harbak Vadisi’ndeki Harbak Köyü… Harbak’ın ağası Tatari Badikê’dir. Tatar askerin geldiğini öğreniyor. Kaymakam vekili, vergiyi almaya geldiklerini söylüyor. Tatar isterse gelen birliği çok kolay durdurabilir veya geri çekilmelerini sağlayabilir. Önce Selim’ê Sorik’in vergi verip vermediğini anlamak istiyor. Gelenleri konuk ediyor, ikramda bulunuyor. Selim’in vergi vermediğini öğreniyor ama yine de olay çıksın istemiyor. Çünkü nihayetinde karşısındaki sadece bu birlik değil bunun devamı gelecek, olay çıkarsa. Fakat köylüden istenen para da zoruna gidiyor. Tarladan bin bir emekle topladığı mahsulünü, beslediği hayvanını devletle paylaşmak niyetinde değil, üstelik paraya çevirerek paylaşacak… Yine de devleti karşısına almak istemediği için bir miktar para verip gitsinler istiyor. Köy ahalisinden paraların toplanmasını rica ediyor. Herkes parayı toplayıp gelen birliği gönderme telaşında. Evin arka kısmında ise Tatar’ın gelini akşam yemeğine yetiştirmek için harıl harıl tandır ekmeği yapmaktadır. Tam o sırada yüzbaşı geline yaklaşmak isteyince olay çıkıyor. Kadın direniyor, yüzbaşı saldırıyor, saldırdıkça kadın başlıyor bağırmaya… Köylü toplanıp eve doğruluyor. Tatar ve köylüler gelen birliği kurşun yağmuruna tutuyorlar. Kaymakam vekili ve beraberindekiler kurtulamıyor. Sonra olay merkeze rapor ediliyor ne var ki gerçek olduğu gibi yazılmıyor. Bu gerekçe ile harekât emri veriliyor. Bu şekilde başlayan olay; Cumhuriyet tarihine, Sason İsyanı olarak geçiyor, hem de bir Kürt isyanı diye… Anlaşılıyor ki bu isyan, düzene karşı değil dönemin yöneticilerine karşı yapılan ve bir jandarma komutanının bir evli kadının namusuna göz koymasından kaynaklanan bir hadisedir. Bölge idarecilerinin zulmü, merkezin yanlış reçeteleri, köylüleri canından bezdirmiş, isyana zorlamış ve isyan yıllarca devam etmiştir. Halk canından, malından, namusundan, çocuğundan olmuş. İpe gitmiş, sürgün yemiş ama teslim olmamış. Tabi o zaman seyyar karakollar kurularak taş üstünde taş bırakılmamış. Yani tamamen o zaman ki yönetici takımının aczinden ve adaletsizliklerinden doğmuş bir isyan… Bu bölgedeki Arap halkının isyanı namuslarına konulan göze, uzatılan elleredir, haksızlığa ve kötü idareyedir. Ayrılıkçılık diye bir derdi yoktur bölge halkının. İsyanın üzerinden 70-80 yıl geçmesine rağmen o dönemin yasak bölgesi bugünün yasal bölgesine gittiğiniz zaman olaylar o dönemden taşıdığı izlerle hala canlılığını korumaktadır. İsyanda öldürülen köylü vurulduğu yerde defnedilmiş, mezarları günümüzde de mevcut. Gizlendikleri mağaralarda çiğ çiğ yedikleri keçi kemikleri ile açlıktan ölen insanların kemikleri birbirine karışmış. Aynı mağaralarda 1920’li yıllara ait kurşun kovanlarını bile bulmak mümkün ve her taşında bir acı hatıra bir kurşun izi… Az kaynakta ve pek detaylı değinilmemesine rağmen, Kasım 1925, 1. Sason İsyanı ve Ocak 1937 2.Sason İsyanı… Düzen karşıtı olarak cumhuriyet tarihine geçen bu isyan(lar)ı; yaşayan tanıkların bilgisine göre 7 yıllık bir çatışmanın ardından 3 yıllık bir sükunet dönemi ve bir daha alevlenen 6-7 yıllık ikinci bir çatışma dönemi olarak ayırmak mümkündür. Aslında aynı isyan. İki döneme ayrılmasının nedeni operasyonu yöneten komutanın değişikliğinden olsa gerek. Bu silahlı çatışmanın olduğu zaman dilimleri bir de sürgünde geçen uzun bir dönem var. Yöre halkı Çankırı, Eskişehir, Bursa, Bilecik, Kocaeli, Zonguldak, Bolu, Afyon, Isparta, Burdur, Denizli, Aydın, Muğla, Kütahya, Balıkesir ve Manisa illerine sürgün edildiler. Yine onların anlatımlarına göre, kendilerine bu şehirlerde çok iyi davranılmış. Ekilecek toprak verilmiş, ev verilmiş, hayvan verilmiş… İki kardeşten biri hala oralarda yaşamaktadır. Büyük bir kısmı da Demokrat Parti iktidarında 1952–1953 yıllarında yasak bölge yasallaştıktan sonra köylerine dönebildiler. Ama köylerinde taş üzerinde taş bulamadılar. Sil baştan bir daha köylerini kurdular, tarlalarını ekip biçtiler. Fakat çocuklar babasız, annesiz, kardeşsiz, gelinler dul, anneler kundaktaki bebesinin, vurulan kocasının, açlığa dayanamayan çocuklarının yasıyla…
Bu haber 556 kez okundu Yükleniyor...
Yorumlar yüklenirken lütfen bekleyiniz...
İLGİLİ HABERLER
|
![]()
|